Kütahya Osmanlı Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği okyay derneği

Her Zaman Diliminde Ve Tüm Kavimlerde Hidayetçi Veli Resullerin yaşadığını ispat eden Ayetler.

Anasayfa » Tasavvuf Konuları » Her Zaman Diliminde Ve Tüm Kavimlerde Hidayetçi Veli Resullerin yaşadığını ispat eden Ayetler.
share on facebook  tweet  share on google  print  

Her Zaman Diliminde Ve Tüm Kavimlerde Hidayetçi Veli Resullerin yaşadığını ispat eden Ayetler.

"Tasavvuf Konuları" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

Her Zaman Diliminde Ve Tüm Kavimlerde

Hidayetçi Veli Resullerin yaşadığını ispat eden Ayetler.

Kutsal dinimizde bazı kavramlar var. Bunlar iyi bilinmediği zaman kavram kargaşası yaşanıyor. İblis de bundan istifade edip, insanlarımızı kolayca yoldan çıkarıp, dünya ve ahiret mutluluklarına engel oluyor. Bu sebeple yazılarımızda bu kavramları idrakimiz nispetinde okuyucularımız ile paylaşmak istiyorum. Bu gün, Nebilerin olmadığı dönemlerde tüm toplumlar içinde görev yapan Allah’ın veli resulleri olduğu konusunu açmak istiyorum.

Bu konu açıldığında bazı insanlarımız (Resul kelimesinden Peygamberleri anladıkları için) hemen hassasiyetleri kabarıyor. Hz. Peygamberden sonra hiçbir resul gelmemiştir. Diye itiraz edip, konunun ayrıntısını dinlemek istemiyor. Tüm Peygamberler, kitap sahibi Nebi resuldür. (A.İmran-81). Allah’ın Nebi olmayan, Nebilerin kitapları ile amel eden veli resuller her zaman olmuş. Günümüzde de vardır. Allah kutsal kitabımızda böyle söylüyor. İmanın şartların biri olan “Resullere iman” Nebilerin yanında, onların varisleri olan, veli resullere de iman etmektir. Veli resulleri inkâr etmek. İman zafiyeti meydana getirir. Onun için, konunun ayrıntısını incelemeden ret etmeyelim. Lütfen kutsal kitabımızdaki ayetleri iyice inceleyip inancımızı sağlamlaştıralım diyoruz. Konunun yanlış bilinmesinin nedeni, İblisin etkisi ile din görevlilerinin, Nebi Resul kavramını insanlarımıza yanlış öğretilmesidir.

3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn (şâhidîne).

Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.

33/AHZÂB-7: Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ (galîzan).

O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh'tan ve Hz. İbrâhîm'den ve Hz. Musa'dan ve Meryemoğlu Hz. İsa'dan ve onlardan ağır bir misak aldık.

Yukarıdaki ayette, Nebilerin kitap sahibi Peygamber olduğu açık bir şekilde anlatılıyor. Nebilerden sonra gelen Veli resullerin kabul edilmesi açıklanıyor. İkinci ayette de, (konunun yanlış anlaşılmaması için) Nebilerden misak alındığı zaman Hz. Peygamberden de misak alındığı anlatılarak, Hz. Peygamberden sonra da Nebi olmayan veli resul geleceği açıklanıyor. Bu kadar açık ve muhkem ayete rağmen, Nebilerin kitap sahibi olmayan peygamber olduklarının söylenip, insanlarımıza bu şekilde açıklanmasını anlamak mümkün değil! Bu iblisin marifetidir.

Kur’ânı kerimde, Nebilerin olmadığı dönemlerde, insanlarımızı aydınlatmak üzere, Nebi olmayan veli resullerin tüm kavimlerde ve tüm zaman dilimlerinde görevlendirildikleri konusunda pek çok ayet var. Konunun iyi anlaşılması için bunlardan sadece bir kaç tanesini okuyucumuzun dikkatine sunmak istiyorum.

5/MÂİDE-19: Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).

Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl'ümüz (elçimiz) gelmişti. “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kaadirdir.

16/NAHL-36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn (mukezzibîne).

Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

Yukarıdaki Maide-19. Ayet çok açık. Nebilerin olmadığı zamanlarda, insanların bizim zamanımızda uyarıcı gelmedi diye inkârlarına mazeret göstermelerine fırsat vermemek için, Veli resul vazifelendirildiği anlatılıyor. Sonraki Nahl-36. Ayette de,  Bütün ümmetlerde resul görevlendirildiği açıklanıyor. Hâlbuki sadece orta doğuda yaşayan Arap ve Yahudi kavimlerine resul geldiği sanılıyordu. Halbuki Allah (Beyaz, siyah, Sarı ırklar dahil) tüm kavimlerde resul görevlendiğini, onların çalışmaları ile bazı insanların hidayete erdiği bildiriliyor.

Bazı insanlarımız Nebiler, Arapça ve İbranice lisanlar ile görevlendirilmiş. Biz o lisanları bilmiyoruz. Mazeretine takılabilir. Aşağıdaki ayette Allah, Resullerinin gönderildikleri kavimlerin lisanları ile vazife yaptıklarını söylüyor. Türk kavmine ana dili Türkçe olan resul görevlendirilmiş. İngilize ingilizce, Çine Çince, Ruslara Rusça bilen Avrupalılara kendi lisanları ile konuşan resuller görevlendirilmiş. 

14/İBRÂHÎM-4: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).

Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi'dir.

Görüldüğü gibi Allahû Teâlâ kimsenin inkârına meydan bırakmamış. Her kavimde dilleri ile konuşan, Son Nebi resulün kitabındaki emirleri öğreten veli resuller var olmuş. Hz. Peygamber son nebi olduğu için, günümüzde de Kur’ân ahkâmını insanlara öğreten veli resuller var. Kimse, ben bunları tanımıyorum. Diyemez. Allah Bilmediklerinizi Allah’tan sorun. (Bakara-45) Zikir ehlinden (Nahl-43) öğrenin diyor. Hacet namazı ile soruyoruz. Bu sağlam delillere rağmen hâlâ resuller, Peygamberdir. Kavmimizde ve zamanımızda da resul yoktur. Şeklinde düşünen insanlarımızı tatmin etmek için, konu ile ilgili birkaç ayeti daha okuyucularımızın incelemesine sunalım.

23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn.

Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.

10/YÛNUS-47: Ve likulli ummetin resûl(resûlun), feizâ câe resûluhum kudıye beynehum bil kıstı ve hum lâ yuzlamûn (yuzlamûne).

Her ümmetin bir resûlü vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez.

Yukarıdaki ayetlerde resullerin peş peş, ardı arkası kesilmeksizin görevlendirildikleri anlatılıyor. Hâlbuki yukarıdaki Maide-19. Ayette anlatıldığı gibi nebiler arası fetret devri var. Hz. İsa ile peygamberimiz arasında 600 yıl, Hz. İsa ile Hz. Musa arasında yaklaşık iki bin yıl fetret devri olmuş. Hz. Peygamberimiz son nebi olduğu için 1400 seneden beri yeryüzünde nebi yok. Fakat bu arada nebi olmayan veli resuller görev yapmış. Halen de görev yaptıklarını biliyoruz. Resullere iman, Nebiler ile beraber bu resullere de iman etmektir. Çünkü Allah böyle diyor.  Konuyu hâlâ anlamak istemeyen kardeşlerimiz için bir iki ayet daha verelim.

17/İSRÂ-15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).

Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

Yüce rabbimiz yukarıdaki ayette, “Resul göndermedikçe azap edici olmadık.” Yani resul gönderip, ondan Allah’ın kanununu, sünnetullahı öğrenenlerin, uygulama ve tatbikattan sorumlu oldukları vurgulanıyor. Aksi halde azap etmezdik. İfadesi ile Allah’ın emirlerini tatbik etmeyenlere azabın dokunağı açıklanıyor. Aşağıdaki ayette, Cehenneme giden kişilere size gerçekleri açıklayan resul gelmedi mi? Diye sorulacağı anlatılıyor. Çağımızda yaşayan insanların büyük çoğunluğunun cehenneme gidecekleri muhakkak. Onlar resul gelmedi. Diyebilirler mi?

39/ZUMER-71: Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn (kâfirîne).

Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın?” (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.

Evet diyorlar. Günahlarını itiraf ediyorlar. Öyle ise, sevgili okuyucularımız, lütfen kutsal kitabımızı incelemeden kulaktan dolma bilgiler ile Nebi olmayan veli resulleri inkâr edip, azaba müstahak olmayalım. Allah’ın ayetlerini inceleyip, imanımızı kuvvetlendirelim. Allah’a yönelip, takva sahibi olalım. Hemen bir Cuma akşamı hacet namazı ile Allah’tan resulümüzü sorup, ona tabi olalım. Dünya ve ahiret saadetini kazanalım. Bu vesile ile okuyucularımızın Kurban Bayramlarını kutlarım. Yüce Rabbimizin ülkemizi ve İslam âlemini salgın imtihanından kurtarıp huzur içinde birbirimizi sarılarak kutlayabileceğimiz nice bayramlara ulaştırmasını dilerim.

16.7.2021

lutfitumturk@hotmail.com                                                                            Lütfi TÜMTÜRK

Kaynak : Lütfi TÜMTÜRK
Tür : Diğer Tarih : 16.07.2021
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Sayfa Ziyaret Sayacı
13.033