Kütahya Osmanlı Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği okyay derneği

Toplumsal Yozlaşma Sosyal medyanın zararları

Anasayfa » Güncel Olayların Yorumları » Toplumsal Yozlaşma Sosyal medyanın zararları
share on facebook  tweet  share on google  print  

Toplumsal Yozlaşma Sosyal medyanın zararları

"Güncel Olayların Yorumları" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

Toplumsal Yozlaşma

Sosyal medyanın zararları

Ülkemizde meydana gelen sosyal olaylar, adli istatistikler hakkında bir doküman elime geçti. Emekli bir güvenlik mensubu olmama rağmen şaştım kaldım. Burada rakamlar vererek, felaket tellallığı yapmak istemiyorum. Ancak bu acı gerçeklerin de bilinmesi lazım. Teknoloji karşıtı değilim. Modern iletişim araçları olan televizyon ve internet’in faydaları kadar zararları da var. Her yaşta insanlara tesir ediyor. Etkisi altına alıyor. Fakat gençler üzerinde olumsuz tesirleri çok fazla olmaktadır.

Televizyonlarda yayınlanan pembe diziler, insanları lüks hayata özendiriyor. Bunun sonucu gasp, hırsızlık ve soygun olayları artıyor. Dizilerdeki oyuncuların seyirci kapmak için yaptıkları, İslam ahlakına yakışmayan cinsel sapıklıklar ile ilgili olayların canlandırılması gençlerimizin ahlakını bozuyor. Bunun sonucu olarak, ailesini terk eden kadınlar, tecavüz olayları artıyor. Konuyu abarttığımı zannedenler için bir rakam vermek istiyorum. Ülkemizde maalesef 15 bin tescilli hayat kadını olduğu, sadece üç büyük ilde 30 bin kişinin tescil belgesi almak için beklediği, 100 bin kadının gizli fuhuş yaptığını biliyor musunuz?

Alkol ve uyuşturucu tüketimi korkunç artıyor. Son bir yıl içerisinde uyuşturucu kullanımı ve uyuşturucu ile bağlantılı kazalarda 300 kişiden fazla insan ölmüş. 2005 Yılı içerisinde uyuşturucudan gözaltına alınan kişi sayısı 4-5 bin arasında iken, beş yılda bu sayı beşe katlamış. Daha kötüsünü söyleyeyim. İşin vahameti anlaşılsın. 2010 Yılında uyuşturucu bağımlısı 11-18 yaş arası çocukların sayısı, yaklaşık 30 binlerde seyrediyor.

Özelleştirilen içki fabrikaları tüketime yetişemiyor. Merdiven altı tabir edilen kaçak içkiler yüzünden, her gün birçok insan ölüyor. 2009 Yılında, hastanelere Alkol ve madde bağımlısı yaklaşık yüz bin kişi başvurmuş. Cinayetlerin %86’i, boşanmaların %80’i, trafik kazalarının %70 inin alkol kullanımından kaynaklandığı bildiriliyor. Ülkemizde her dakikada iki suç işleniyormuş. Mahkemelerdeki dava sayılarına göre nüfusumuzun yarısı, birbiri ile davalı, dosya sayılarını azaltmak için ara mahkemeler kuruldu, fakat hâlâ kararlar birkaç yılda çıkıyor.

Görünen bu acı gerçekleri inkâr edip üzerini kapatmak, doğru değildir. Bazı okuyucularımız bu olayların gelişmiş ülkelerde de yaşandığını, bunlar modern hayatın gerçekleri, abartmamak gerektiğini söyleyebilir. Bu da doğrudur. Batı ülkelerindeki kokuşmuşluk bizden çok daha ileri, bazılarında uyuşturucu kullanmak serbest. Ancak etkili tedbir alınmaz ise biz onları geçeriz. Çünkü toplumumuzda modern, lüks hayat özentisi hızla yayılıyor. Fakat bu hayatı yaşayanlar mutlu değil, huzursuz bir hayat yaşanıyor. İntiharlar artıyor. Aile düzeni bozulmuş. Zenginlik, modern hayat mutluluk getirmiyor. Değerlerini yitiren kozmopolit bir toplum oluyoruz.

Hâlbuki bizim bir ataerkil aile yapımız vardı. Birbirini candan seven, fedakâr bireyler. Belli bir toplum mensubu olmanın verdiği güven ve onur. Aynı aile, aynı mahalle, aynı şehir ve aynı ülke insanı olmanın verdiği mutluluk ve güven bu karmaşa içinde kayboluyor. Hükümetler bu duyguların canlı kalabilmesi için milyarlar harcıyor. Yeni eğitim programları yapılıyor. Olumlu bir netice alınamıyor. Çünkü internet ve Televizyon programları toplumları yönlendiriyor. Seyirci kazanmak uğruna her şey yapılıyor. Böylece toplumsal yozlaşma meydana geliyor.

Günümüz gençlerinin hepsinin elinde bir telefon, internet’ten sürekli birileri ile bağlantı halinde, dersleri, günlük çalışma sorumlulukları ikinci plana atılıyor. Biraz daha olgun insanlar televizyon hastası olmuş. Ev kadınları pembe dizileri seyretmekten sorumluluklarını unutur olmuş. Televizyonlar toplumu istediği yönde biçimlendiriyor. Siyasi partiler insanları kazanmak için propaganda yerine, Televizyon kanalı açıyor. Toplumu istediği gibi yönlendiriyor. Hükümetler bu olumsuz gidişatı durdurmak yerine, yanlışlıkları düzeltmeye çalışıyor.

Devletimiz internetin zararlarını gidermek için sapık ilişkilerin yayınlandığı siteleri engelliyor. Bu tedbir faydalı oluyor. Ancak, sosyal medya hastalığına yakalananlar, nefsine hâkim olamayan gençler var. Avrupa kanallarında pislik akıyor. Bazıları ikinci uydu anteni kurarak, devletin tedbirlerini aşıyor. Bir de Kumar oynatan siteler var. Bu teknolojik afetlerin bir şekilde önlenmesi lazım. İçki ve kumar tüm kötülüklerin anasıdır. Bu konuda, kur’ânı kerindeki iki ayeti okuyucularımız ile paylaşalım.

5/MÂİDE-90: Yâ eyyuhellezîne âmenû innemel hamru vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsun min ameliş şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn (tuflihûne).

Ey âmenû olanlar! Ancak şarap, kumar, (tapınmak için konulan) dikili taşlar (putlar) ve fal okları, şeytanın işlerinden pis şeylerdir. Artık bunlardan kaçının. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

5/MÂİDE-91: İnnemâ yurîduş şeytânu en yûkia beynekumul adâvete vel bagdâe fîl hamri vel meysiri ve yasuddekum an zikrillâhi ve anis salâh(salâti), fe hel entum muntehûn (muntehûne).

Oysa ki şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı zikretmekten ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Siz artık (bunlara) son verdiniz mi?

Görüldüğü gibi şeytan insanları Allah yolundan uzaklaştırmak için içki ve kumarı kullanıyor. Alkol alan kişinin iradesi zayıflıyor. Şeytanın emrine giriyor. İyi ve kötüyü ayırt edemez hale geliyor. En yakınlarına bile her türlü kötülüğü kolayca yapabiliyor. Aklı başına geldiğinde pişman olmasının faydası olmuyor. Alkol ayrıca sağlık açısından vücudumuza çok zarar veriyor. Alkolden zarar gören kişilerin tedavisi için devletler büyük harcamalar yapıyor. Alkol gelişmiş toplumların gerçeği (Enstrüman) olduğu anlayışı ile bu afet engellenemiyor.

Kumar daha büyük bir afet. Pandemi döneminde kumarcıların her şeyi göze alarak, gizli bölümler yaparak kumardan vazgeçmedikleri bir şekilde ispat edildi. Bir kumar hastasının yapamayacağı kötülük yoktur. İnsanların tüm zamanını çalar. Allahû Teâlâ yukarıdaki ayette, “Şeytan, sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister.” Buyurmaktadır. Kumarbaz kumardan kalmamak için, beslenme ve uymaktan bile vazgeçer.

Allah’ın yasakladığı bir konuda, toplumun zararlı alışkanlıklardan korunması için projeler geliştirmenin zor olmayacağını tahmin ederim. Diyanet teşkilatımız bu konuda daha aktif olması gerektiğini düşünüyorum. Gelişmiş toplumların bir alışkanlığı olduğu için, alkolün yasaklandığı toplumlarda, bu tedbire muhalefet edenlerin olduğunu duydum. Ülkemizde de muhalefet eden ayyaşlar olacaktır. Devletimiz bu konuda kararlı ve sağlam deliller ile konuya yaklaştığında, bu sağlık tedbirine kimse itiraz edemeyecektir.

Pandemi ile Mücadele

Dünya ve ülkemiz iki seneden beri Pandemi ile boğuşuyor. Ülkemizde bu hastalığa yakalananların sayısı yedi milyonu geçti. Altmış binden fazla insanımızı kaybettik. Devletimiz fedakârlık yapıyor. Hastalığın aşısını getiriyor. İnsanlarımıza ücretsiz uyguluyor. Buna rağmen milyonlarca insan ücretsiz aşı olmak istemiyor. Toplumsal bağışıklığın kazanılabilmesi için, bunların aşılarını olması lazım. Fısıltı gazeteleri aşının zararlı olduğunu yazıyormuş. Şeytanın yönlendirdiği bu yalanlara aldanan doktorların olduğunu görüp şaşırıyoruz. Şimdi devlet ne yapacak. İkna kampanyaları fayda etmiyor. Netice olarak, bunlar için kamu haklarına bazı kısıtlamalar getirilmek mecburiyeti olacak. Aksi halde daha yıllarca maskeden kurtulamayız.

Aşı için, devletin tüm kurumları, muhalefet partileri, özel kuruluşların hepsi bu vatandaşlarımızı ikna etmek için çalışıyor. Hastaneler aşı olmayan vatandaşlar ile doluyor. Bu insanlar aşı olan insanların vebaline giriyor. Devletimizin ve sağlık çalışanlarımızın gayretine destek verilmelidir. Aklın yolu birdir. İnşallah yakında o vatandaşlarımız da ikna olup aşılarını olacaklar. Toplumsal bağışıklık kazanılacak. Ben buna inanıyorum.

İçki, Kumar ve sosyal medya hastalığına karşı da, Pandemi gibi milletçe mücadele edilmeli. İnsanlarımız, Müslümanlara yakışmayan bu hastalıktan kurtarılmalıdır. Ülkemize batıdan bulaşan bu hastalıkların kayıpları salgın hastalıktan çok daha fazladır. Hz. Peygamberimiz bir hadisinde, “Salgın olan yere gitmeyin. Hastalık size bulaştı ise bulunduğunuz yerden (karantinadan) çıkmayın.” Buyurmuş. Bu konuda sağduyu sahibi yayın organları ile din görevlilerimize çok iş düşüyor. İçki ve kumar bütün kötülüklerin anası olduğu gibi, Televizyon ve internetin olumsuz kullanılması da, kötülüklerin babasıdır. Bu sosyal hastalığın İnsanlarımıza, özellikle gençlerimize daha fazla zarar vermesine izin verilmemelidir. Bu düşünceler ile konumuzu tamamlayalım.

24.Eylül.2021

lutfitumturk@hotmail.com Lütfi TÜMTÜRK

 

Kaynak : Lütfi TÜMTÜRK
Tür : Diğer Tarih : 26.09.2021
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Sayfa Ziyaret Sayacı
10.099